Hans Schulz’u ihbar edene büyük ödül

1900’de Almanya’da doğan Anna Seghers, Naziler iktidara gelene kadar isminden söz ettirmeyi başarmış bir yazardı. Ancak bu durum Nazilerle birlikte onun aleyhine işlemeye başladı. Zira Seghers hem Yahudi hem de komünistti.

Nazi iktidarının ilk yıllarında Gestapo tarafından gözaltına alındı. Kitapları yasaklanıp yakıldı. Almanya’da kalmanın kendisi için tehlikeli olduğunu düşündüğünden önce İsviçre’ye, sonra Fransa’ya geçti. Ancak Nazilerin Fransa’yı da işgal etmeleri üzerine Meksika’ya gitmek zorunda kaldı.

Sürgünde geçirdiği onca yılda yazmayı sürdüren ve bir “sürgün edebiyatı” ortaya koyan Seghers’in ünü, ‘Yedinci Haç’ adlı romanının ünlü yönetmen Fred Zinnemann tarafından 1944’te beyazperdeye uyarlamasıyla uluslararası bir seviyeye yükseldi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkesine dönüp çalışmalarına devam eden Seghers, 1983’te dünyaya veda etti.

ŞÜPHELİ BİR MİSAFİR

Seghers’in en az ‘Yedinci Haç’ kadar önemli olan romanlarından biri de ‘Kelle Ödülü: 1932 Yaz Sonunda Bir Alman Köyünün Romanı’dır. ‘Kelle Ödülü’, ilk olarak 1933’te yayınlanır. 1932-1933 yıllarında Nazilerin iktidara gelme yolculuğunu küçük bir köy üzerinden anlatır. Nazizmin köylü gençler arasında nasıl yayıldığını anlayabilmek için okura yeni pencereler açar.

Pek tabii romanda anlatılan tek şey bu değildir. Esas hikâye gerçekten de bir “kelle” ödülüne odaklanır: Bir akşam Bastian ailesi yemek sofrasına oturacaklarken kapı çalar. Gelen kişi Schulz adında genç bir fabrika işçidir. Evin annesi Margarete’in eski kocasının akrabası olan Schulz ailesi, köyden yıllar önce ayrılmışlardır. Genç Schulz’un böyle birdenbire gelmesi oldukça tuhaftır. Bastian ailesi onu bir gece ağırlarlar, sonra bir gece daha…

Gün geçtikçe Schulz’un evde kalmak için olur olmaz bahaneler yarattığını görürüz ancak bunu neden yaptığını bilmeyiz. Bastian bir sıkıntı olduğunu anlar anlamasına da üstelemez. Ekin toplamada ücretsiz çalışacak bir işçiye ihtiyaç duyduğundan Schulz’a bir süre daha kalmasını teklif eder. Böylece ikisinin de işi görülmüş olur.

Kelle Ödülü – 1932 Yaz Sonunda Bir Alman Köyünün Romanı, Anna Seghers, Çevirmen: Ender Ateşman, 216 syf., Everest Yayınları, 2023.

Schulz’un bu beklenmedik ziyareti ve ücretsiz işçilik yapması köylülerin de dikkatini çeker. Hakkında çeşitli dedikodular döner ama kimse pek oralı olmaz. Ta ki ekin malzemelerine gelen haczi kaldırmak için merkeze giden yaşlı Algeier’in bir duvarda gördüğü afişe kadar. “Yukarıda resmi görülen yirmi yaşlarındaki Hans Schulz, 3 Nisan günü oturmakta olduğu Leipzig kentinde yapılan açlık yürüyüşü sırasında bir polisi bıçaklayarak öldürmüştür… Kendisini yakalayana ya da yakalanmasını sağlayacak bilgiyi verene yukarıdaki ödül ödenecektir.”

Ödül 500 marktır.

DOĞRUSU HANGİSİ?

Yaşlı Algeier bir yanda 500 markı bir yanda da Schulz’u düşünüp durur: Kimdir ki bu Schulz! Bir polis katili! Yakalanırsa yakalansın! Suçlular cezalarını çekmeliler! Peki ya ihbarcılık? İhbarcılık da suç değil midir? Devlete adam teslim etmek yakışık alır mı?..

Tıpkı Algeier gibi, merkeze inip afişi gören bir iki köylü de benzer tereddütler yaşarlar. Yapılması gereken şey nedir peki, doğrusu hangisidir? Hepsinin kafasında bu soru döner durur.

Ancak Schulz’in ihbarı meselesi köylüler arasında pek konuşulmaz. Hatta onun gerçekten bir polisi öldürüp öldürmediği de önemli değildir. Seghers tartışmayı bir polisiye matematiğe yükleyip de suçluluk-suçsuzluk çatışmasına girmez. Onun derdi başkadır. Seghers, diğer kitaplarında yaptığı gibi insan ruhuna sızmaya ve oradaki içsel çatışmaları eşelemeye çalışır.

Evet, bu çatışmanın büyük bir kısmı içseldir. Ama aynı zamanda da dışsal birtakım sebepler barındırır. Zira köylülerin çoğu yoksuldur, kıt kanaat geçinirler. Hasat esnasında telef olan her ürün, evden eksilen bir fiske tuz, bir adet yumurta gibi bir karşılığa sahiptir. Bu gerçek de 500 marklık ödülü cazip hale getirir.

500 mark, sadece yoksullar için değil, köyde iki ata sahip tek aile olan Merz’ler için de son derece caziptir. Ancak onlar da benzeri bir içsel tartışmayı sürdürür dururlar.

NAZİZMİN YOKSULLUKLA İLİŞKİSİ

Nazizmin köylü gençler arasında yayılmaya başlamasının ana sebeplerinden biri de zaten yoksulluktur. Yedi göbektir yoksul olan, görünen o ki, yedi göbek ileride de yoksul kalacak olan köylüler bilinçsiz bir öfkeye sahiplerdir. Hissettikleri sınıfsal öfke, Nazizmle kolayca birleşir. Zira onlara -maruz kaldıkları yoksulluğa rağmen- “üstün” oldukları söylenir, ki zaten yoksulluklarının “birincil sebebi” de ötekilerdir. Tek bir bayrakta birleşip ötekilere bireysel ve toplumsal anlamda yasal bir öfkeyle saldırdıklarında sorunların çözüleceğine inanırlar.

Gençlerin aksine babalar ve dedeler daha temkinlidirler, hatta çocuklarını Nazilerden uzak tutmak isterler, çünkü onlar I. Dünya Savaşı’nı görmüşlerdir. Savaşın ve yıkımın gerçekten neye benzediğini bilirler. Ancak bunu çocuklarına anlatamazlar. Çocuklar da kendilerini onlara anlatamazlar. Örneğin genç Naziler, 1932 Almanya Seçimleri için NSDAP lehiye oy toplamaya çalışırlarken bazen tek tip şekilde giydikleri temiz üniformalara, yeni botlara kapılıp giderler, bazen de ellerindeki tüfeklere. Yani yeni bir bot, bir slogandan daha etkilidir.

‘Kelle Ödülü’ sadece sağlam çatışmalar barındıran bir roman olmasıyla değil, Nazilerin yükselişe geçtiği aylarda yazılmasıyla da belgeselci bir tavra sahiptir. İşin ilginç yanı, Seghers de Nazilerin bu denli çılgınlaşıp, dünyayı bu denli kana bulayacaklarını tahmin etmeden bu romanı yazmıştır. Kim bilir, belki de romanı II. Dünya Savaşı’ndan sonra yazmaya karar verseydi, o zaman bambaşka bir ‘Kelle Ödülü’ karşımıza çıkabilirdi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir